Türkiye, son yılların en geniş kapsamlı "ünlüler ve uyuşturucu" operasyonlarından birine tanıklık ediyor. "Kızılcık Şerbeti" gibi fenomen dizilerin başrol oyuncularından, sosyal medya fenomenlerine kadar uzanan geniş bir listenin Adli Tıp raporları, acı bir tabloyu ortaya koydu. Ancak bu durum sadece bir asayiş vakası değil; derin bir sosyolojik krizin işareti olarak yorumlanıyor.

Ağır Çalışma Koşulları ve "Sahte" Kaçış Alanları

Dizi sektöründeki çalışma saatlerinin günde 15-18 saati bulması, genç oyuncular üzerinde muazzam bir fiziksel ve zihinsel baskı oluşturuyor. Uzmanlara göre; bu yoğun tempo içerisinde "ayakta kalma" veya "stresten arınma" motivasyonu, bireyleri yanlış madde kullanımına iten en büyük tuzaklardan biri.

"Yalnızlık" ve Şöhret Yönetimi Eksikliği

Çok genç yaşta gelen büyük paralar ve hayran kitleleri, doğru yönetilmediği takdirde bireyi sosyal bir boşluğa düşürüyor. Doğukan Güngör’ün ifadesindeki "Yurt dışında serbest olduğunu biliyordum" savunması ve Ceyda Ersoy’un "Tedavi olmak istiyorum" feryadı, aslında profesyonel bir "şöhret ve kriz yönetimi" desteğinin eksikliğini gösteriyor.

Sosyal Medyanın "Kusursuzluk" Baskısı
Sadece setler değil, Instagram ve diğer mecralardaki "daima mutlu ve kusursuz görünme" zorunluluğu, genç yıldızları gerçeklikten koparıyor. Gerçek hayatla sanal dünya arasındaki makas açıldığında, bireyler sahte bir rahatlama aracı olarak uyuşturucuya yönelebiliyor.

Uzman Görüşü: "Sadece Tedavi Değil, Farkındalık Şart"

Sosyologlar, bu tür operasyonların sadece bir cezalandırma süreci değil, aynı zamanda sektörün iğneyi kendine batırması gereken bir süreç olduğunu vurguluyor. Bağımlılıkla mücadelenin temel yolu, magazin figürlerini sadece "tıklanma" unsuru olarak görmekten vazgeçip, toplum üzerindeki etkilerini de hesaba katan etik bir yayıncılıktan geçiyor.

Doğukan Güngör, şöhret yönetimi, uyuşturucu operasyonu, dizi sektörü, magazin analizi, ünlülerin hayatı, Ceyda Ersoy, bağımlılıkla mücadele, ajansinternet özel haber